عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضيَ اللهُ عنهُ قَالَ:
لَمَّا نَزَلَتْ: {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ} إِلَى قَوْلِهِ {فَوْزًا عَظِيمًا} [الفتح: ١-٥] مَرْجِعَهُ مِنَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَهُمْ يُخَالِطُهُمُ الْحُزْنُ وَالْكَآبَةُ، وَقَدْ نَحَرَ الْهَدْيَ بِالْحُدَيْبِيَةِ، فَقَالَ: «لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَيَّ آيَةٌ هِيَ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا جَمِيعًا».
[صحيح] - [رواه مسلم] - [صحيح مسلم: 1786]
المزيــد ...
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:
Şu ayet nazil olduğunda: {Şüphesiz biz size apaçık bir zafer verdik ki; ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin, Allah sizi bağışlasın} ve ardından {büyük bir zafer} [Fetih Suresi: 1-5] ayetleri indiğinde, Hudeybiye'den dönüyordu ve büyük bir üzüntü ve keder içindeydiler. Hudeybiye'de kurbanı kesmişti ve şöyle dedi: «Bana öyle bir ayet nazil oldu ki, bu ayet bana bütün dünyadan daha sevgilidir.»
[Sahih Hadis] - [Müslim rivayet etmiştir] - [Sahih-i Müslim - 1786]
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Allah Teâlâ'nın sözleri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahyedildiğinde: {Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. (1) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2) ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin. (3) O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (4) Bütün bunlar Allah'ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Cennetler'e koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır. (5)}. [Fetih Suresi: 1-5] Bu, Peygamberimizin Hudeybiye'den dönüşündeydi ve sahabeler üzüntü ve keder içindeydiler. Antlaşmada kararlaştırılan hususlar ve bunların Müslümanların lehine olmadığına dair inançları nedeniyle umre yapmaktan alıkonulmuşlardı ve Hudeybiye'de kurbanlık hayvanları kesmişlerdi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: